|
27.03.2009 Muhsin Başkan
Türkiye bir seçim sathi maline girmişti. Bütün siyasiler ve siyasetle uğraşanlar gibi, sadece oy vermeyi bir görev bilenlerin bile bu seçimde bir görevleri vardı. Türkiye’deki seçimi, seçim sonuçlarını takip etmek, merak etmek ve değerlendirme yapmak. Güzel yurdumun bir kısmı baharı yaşarken diğer bir kısmı da karakışı yaşıyordu, Yolunu kaybedecek kadar tipi., don ve fırtınanın alabildiğine savrulduğu bir mevsim yaşanıyordu.Yurdumun bir kısmı güzel baharı yaşarken diğer bir kısmı da karakışı yaşıyordu. Biliyormusunuz, bu iki mevsim bu topraklarda hep olagelmişti. Bu topraklarda karakış yalnız mevsim olarak değil, yoksulluk, baskı, ihtilalller, darbeler, isyanlarda da bu millettin has evlatları hep karakışları yaşamıştı. Bu mart ayında yapılacak seçimlerde de bu mevsim farklılığı bütün haşmetiyle ve çıplaklığıyla görülüyordu. Maraş’ın yalçın dağları karakışı yaşarken, güney sahilleri baharı çoktan aşmıştı. Muhsin Başkan’ın yolu bu yalçın dağlardan geçiyordu. Muhsin Yazıcıoğlu’na etrafındakilerin hemen hemen tamamının hitap şekli “Muhsin Başkan” şeklindeydi. Bu ifade tarzı bir kardeş, ağabey gibi yakın bir ifade tarzıydı. Etrafındakilerin olduğu kadar, kendisine oy vermeyen vatan millet sevdalılarının da dili, gözü kulağıydı. Onunla ilk defa MÇP(daha sonra MHP oldu.) ,RP, MP, ittifakından sonra düzenlenen bir yemekte karşılaştık. Partiler ittifakı bozmuş herkes kendi milletvekilleriyle yine kendi partilerine dönmüşlerdi. O da ayrılmıştı. Çok sıcak ve ilgili bir yaklaşımı vardı. Bu yaklaşımdan cesaret alarak neden birlikteliği bozdunuz, bu birlikteliğiniz bize cesaret ve güç vermişti sorusunu sorma cesaretini kendimde bulmuştum. Böyle bir soruyu 15 sene önce değil de bu gün bile hangi lidere sorarsanız, partililer sizi karga tulumba yaparak biraz da silkeleyerek salondan dışarıya atıverirler. Tabii liderden de provokasyoncu diye bir azar işitmeniz de caba. Ben bunlardan hiçbiri ile karşılaşmadım. Mikrofonu eline aldı uzun uzun neden ayrıldıklarını ve bu ayrılıktan bir sorumluluğu bulunmadığını bana anlatmaya çalıştı. Anlatımında ne sitem ne de sinirlenme vardı. Türkiye’nin geçtiği hiçbir darboğazda, sistemin tıkanmasında o tek başına bazen de bir iki arkadaşıyla temsil ettiği milletini bırakmadı. Baskılara ve tahakkümlere, kapalı kapılar arkasındaki şantjlara pirim vermedi. Milletin selametini gördüğü yönde tek başına da olsa yürümekten çekinmedi. Gençlik teşkilatına verdiği isimle bir alp eren gibi yaşadı. Nasıl bir alperen gibi yaşanır onun örneğini vermeye çalıştı. İki gündür bindiği helikopterin Maraş dağlarına düştüğü ve bulunamadığı haberini aldığımdan beri içime bir kor düştü. Bir kardeşimin sıkıntıda olduğunu hisseder gibi sıkıntı çekiyordum. Heyhat!.. Acı haber geldi. Türkiye’nin bahar kokan mevsiminde, o yine kışı yaşamıştı. Bu millete her zaman kış yaşatmaya çalışanlar olduğu gibi onun kaderi de bahar ayında, kışı yaşatmıştı. Türkiye’nin büyük bir kısmı baharı yaşarken o karlı dağlara uğramış ve orada kalmıştı. Hayatında milletinin sevdası uğruna o hep kışı yaşadı. Yıllarca hapishanelerde zulüm derecesinde işkenceler görmüştü. Yine şiddetli bir kışı yaşayan dağlarda hayatını milletinin selameti uğruna donarak kaybetti ve rahmeti rahmana yürüdü. Yolun açık, menzilin âli ve yoldaşın şüheda olsun.Aziz Milletim başın sağolsun Seni gıpta ile selamlıyorum Muhsin Başkan….
|